Sulu Çiçek#2

Kütüphanede yırttığı kağıdı önüne sermiş, beyninde mırın kırın eden cümleleri bekliyordu. Elindeki kalem bir iki hareketleniyor, sonra tekrar duruyordu. Tam bu sırada tak tuk diye bir ayak sesi. "Kütüphanede topuklu mu giyilir ya?" Düşünceler de böyle topuklayıp kaçtılar zaten. Günün önceki bölümlerini düşünmeye başladı birden. Gece alarmını kurmayı unutmuş ve daha geçen haftadan konuşulan yere... Continue Reading →

Reklamlar

Kaf Dağı Konuşmaları-3-Arafta

Bir rüyadayım, uyumuyorum. Gözlerim açık. Hakikatle hayal arasında yaşıyorum. Aslında ikisinin arasında, araftayım. Ne hakikatte ne de hayalde. Şizofrenik bir durum gibi gözükse de şizofrenler kadar hayal dünyasında değilim. Hayal ile gerçeği ayırabiliyorum. Cennet ve cehennem, hayal ve hakikat arasında yer değiştirip duruyor. Hayal bazen cennet bazen cehennem. Ama ben araftayım. Hakikatte zaman akıp gidiyor... Continue Reading →

Kaf Dağı Konuşmaları-2

https://www.youtube.com/watch?v=xYuQ2QY4PRM Felsefe sevenler burada mı? Bir önceki yazımda bahsettiğim Prof. Dr. Bilgin Saydam'ın konuşmasını okumak isterseniz, yetiştiğim kısmını sizler için geçirdim aşağıda. Tamamını izlemek isteyenler içinse link yukarda 🙂 "Ve bitişinin yanılsama olduğunu, hep tekrarlanıyor olacağını fark edip nihai olarak çözüme ulaştırma arzusudur. En gelişmiş hayvanlar olarak primatlar dahil tüm canlılar hatta genişletebiliriz, canlı cansız... Continue Reading →

Kaf Dağı Konuşmaları-1

CANAN'ın Arter'deki "Kaf Dağı'nın Ardında" sergisi kapsamında 22 Aralık 2017 tarihinde katıldığım ['Ara(f)taki 'tekinsiz': Cennetin ve Cehennemin Öncesi-M.Bilgin Saydam] söyleşisi  kendini şöyle dile getiriyor: Arzularımızın ve korkularımızın mutlak halleri 'cennet' ve 'cehennem'imizin ham materyalidir. Her iki hali -unutmuş olsak, bilincimize aktaramamış olsak dahi- bedenimizde ve bilinçdışımızda biliriz ve taşırız; zira dünyalık serüvenimizin en erken dönemlerinde,... Continue Reading →

Başla: Oku-Gez-Dinle-Seyret

Evet farkındayım. Bu aralar blogumu şiirler, yazılar basmış durumda. Şiirler basmadan önce uzun bir süre şiir yazmamıştım açıkcası. Demlenme evresindeydi yazılacaklar. Bu durumun verdiği bir sonuç olarak susuz toprak misali ihtiyaçtı yağmurlu yazılar. Şimdiyse bu akışı bir kenara koyarak biraz daha eyleme yönelik notlar bırakıyorum size. Yani diyorum oturmaya mı geldik hadi biraz yaşayalım gezip... Continue Reading →

-Olduğu Gibi

Kısık gözlerle bakıyorum etrafımdakilere. Diğer kediler boğazının peşinde. Ne zaman yemek çıksın meydana, o zaman görüyoruz yüzlerini. İnsanlarsa bir acele bir acele. Bekleyişler, konuşmalar, yüz ifadeleri... Çok anlamıyorum ya. O yüzden verilen yemeklere el sürmüyorum. Bir iki yaklaşan, benimle konuşan da oluyor. Fakat yabancılar gözlerime. Köşemde oturup ben de bekliyorum ne yapayım. Konuşacağım günü bekliyorum..... Continue Reading →

Bir-İki Ruhun Portresi

Su kenarındaki taşlı yoldan geçerken gördüm birçoğunun yansımasını. Biraz fazla eğilmiş olacağım ki, düştüm. Suya düştü bütün bunlar. Ben de öğrendim suya bırakmayı kendimi. Öğrendim geleni kabul etmeyi. Su gibi doğal, su gibi şekilsiz… Aktım. Aktı kalemimin ucuna. Suya yazar oldum

MÜZİK DEĞİŞİNCE DANS DA DEĞİŞİR

Bu yazımızda müzikle ilişkimizi, ne derece hayatımızda olduğunu inceledik. Müzik değiştikçe dans da değişir dedik. Sevgili okurumuz, değişmesini istediğiniz ne varsa müzik gibi değiştirin parçayı. Hayatın ritmini yakalamaya bakın.

BİR

Gecedeki ışık yakmasın elini Dokunma sıcaktır hala Dağılma, dağıtma Ayrılık almasın nefesini Durma, susma! Duyma geçmişin cızırtılı sesini! Saçılan parçaları kaybetme Topla sepetine geri ‘Yanmak mı daha iyi sönmek mi’ de deme Nasılsan odur iyi Bir yıldız birdir. Kara ya da ak olsa da birdir. Bırakma birliğini!

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑